SARAYDAKİ TUTSAK

Dünyada özel hapishanesini yaptırıp, kendisini oraya kapatan ilk kişi kimdir?

Yanıt veriyorum;
Allah tarafından Türkiye’yi yönetmek için seçildiğini düşünen (Bk. Wikileaks belgeleri), bu yolda ilerlemek için kendi seçtiği Bakanlarını dahi tekme-tokat dövebilen, Avrupa Basını tarafından dünyanın en zengin 8 siyasetçisi arasında gösterilen, Türkiye’nin en büyük medya patronu, bir defada 100 Milyon Dolar bağış alabilecek yetenekte bir oğul sahibi Cumhurbaşkanı Recep…

Cumhurbaşkanı Recep bence haklı! Adamın canı sıkılıyor kardeşim!
Tamam, Saray kaçak-maçak da olsa çok büyük ama sonucunda modern hapishane gibi yahu!
Tam volta atmaya başlıyor, hoop avlu bitiyor. Odaları gezmek istiyor, çoğu bomboş. Doktorlar- Bitkiciler-Şifacılar-Üfürükçüler devamlı peşinde.
Bir an olsun adamı rahat bırakmıyorlar…

Ülke Başkanlarını çağırmayı ve gündemde kalabilmeyi planlıyor, neşesi yerine geliyor. Hazır Peştemaloğullarından- Hamam Tası Kafalılara kadar kendince ürettiği tüm eski devletlerimizin orijinal kıyafetli askerleri de var.
Atlı süvariler de cabası! (Hem atlı, hem de süvari, breh breh breh…)
Fakat o ne? Davet edecek komşu kalmamış! Boduroğullarından Hoca Davudî, sıfır sorun diye-diye herkesi sıfırlamış birader, selam verecek bir komşu kalmamış!
Bu adamı yerinden alıp, sıfırlama işinin başına mı getirse, hem oğlan da bu işi öğrenmiş olur, diye düşünüyor ama bu işi sonraya bırakmaya karar veriyor.

Avrupa ülkelerinin liderlerinde ise bir afra, bir tafra sormayın yani!
Bırakın davet edilmeyi, adamlar her gün aleyhimize bir hareketin içindeler.

Eşbaşkan arkadaşı Obama’nın da gerçek yüzünü öğrenmiş oldu.
Bunun zenciliği de Müslümanlığı çakma imiş yahu. Ne arıyor, ne soruyor.
Eşbaşkan arıyor, telefona çıkmıyor. İnsan utanır yahu, o kadar “Eşbaşkanlık Hukuku” var, milyonlarca Müslümanı katlettin, adam sesini mi çıkardı?
Aksine Amerikan Askerlerinin sağlığı için dualar etti yahu!
Adamın yüzünün kızardığı bile anlaşılmıyor ki birader, surat kömürcü çırağı suratı gibi kapkara…

Hal böyle olunca, yani gidip-gelen arayan soran olmayınca, Baş Serok,
“Mecburi Ziyaret” dönemini başlattı.
Tez Muhtarlar getirile, diye emir verdi, anında 354 muhtar getirildi. Alkışladılar, yemek yediler, hatıra çantalar aldılar ve gittiler.

TOBB Başkanına emir verdi, 366 Oda Başkanı getirildi. Onlar da alkışladılar…

Çağıracak adam kalmayınca, sinir katsayısı tavan yaptı, yüzü gözü yamuldu. Doktorlar üç gün istirahat verdi. Koca Saraya matem havası çöktü…

Değerli Okurlar;
Sizler biliyorsunuz ki Cumhurbaşkanı Recep beni sevmez, doğal olarak ben de ondan hiç hoşlanmam. Yapılarımız ters. İkimizi bir kazanda kırk sene kaynatsanız, yine de birbirimize kaynayamayız.
Fakat ben zorda olan herkese yardım etmeye çalışırım.
Cumhurbaşkanı Recep’in bu sıkıntısına çözüm önermek istiyorum. Lütfen yanlış anlamayın. Amacımız sıkıntıya düşmüş Müslüman’a bi güzellik yapmak!

Eyy Jöleli Yiğit Başdanışman! Sen nasıl danışmansın ki, patronunun derdine çare olmuyorsun? Bırak dönüp durmayı da beni can kulağınla dinle;
-Saray’ın bir büyük salonunu, Kasımpaşa Bitirimler Kıraathanesine döndür. Patronun gençliğinde gittiği yer gibi. Haftanın iki günü ülkenin en iyi taşçılarını (okeycilerini) getirt ve Patronunla kapıştır.
Yalnız kimse patronu yenmesin. Joker dışarı yapacak durumda olanlar bile kaybetsinler, kazanan-üten hep senin patron olsun.

-Sarayın 400 kişilik toplantı salonu var ya! Sen 400 kişiyi Sarayda kadrolu olarak işe al. İçlerine süs olsun diye birkaç kadın serpiştir, tabii ki türbanlı olsunlar.
Haftanın iki günü bu kişileri değişik isimlerle “Patronu ziyarete gelen Sivil Toplum Kuruluşları” olarak tanıt. Konu mankeni gibi yani!
Her toplantıya ayrı kıyafetle gelsinler. Kuvvetlice alkışlasınlar ve arada bir
“Nur ol aslanım” , “Yürü be koçum kim geçer seni”, “Halife olacak adamsın” gibi sloganlar atsınlar. Gerçi artık Mısır’da bile kullanılmıyor ama her seferinde dört parmak Rabıta işareti mutlaka yapılsın. En önemlisi bu el hareketini iyi ezberlet, yanlış bir el hareketi yapılırsa senin kellen gider!

Haftanın dört gününü kurtardık mı? Kaldı üç gün. Bir gün mutlaka Patronun tokatlayacağı-döveceği birini bul. Yeşilçam’dan figüran bile kullanabilirsin. Dövsün, vursun rahatlasın!
Kaldı iki gün. Bir gün, Sarayın dibindeki “Kasa Odalardaki” paraları saydır.
Para sesi onun tüm sinirlerini yatıştırır, relax olur. (Para sesinin yanına, bir de Adem Hocanın gür sesiyle okuduğu ilahileri koydun mu, tadından yenmez!)
Kaldı bir gün. O gün, eğlence günü olsun. Kibariye-Balık Ayhan-Mezdeke gibi sanatçıları davet et. Yetmezse Hülya Avşar, Havuz Bingöl gibi sohbetçileri çağır, onlara bir iki dizi-televizyon programı ayarladın mı, onlar Patronu eğlendirirler nasılsa…

Etti mi yedi. Bak danışmanlık nasıl olur öğrendin mi, Yiğit Efendi?
Yazık değil mi adama, aynen kendi sarayında tutsak gibi yahu…

Sağlık ve başarı dileklerimle 31 Ocak 2015
Rifat Serdaroğlu

One thought on “SARAYDAKİ TUTSAK

  1. SARAYDAKİ TUTSAK

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s