PADİŞAH KAVUĞU

Bizim gibi gelişmemiş demokrasilerde Popülist, ayrımcı, fikirsiz siyasetçiler,
“Bizim iki gömleğimiz var, biri bayramlık diğeri idamlık” palavrasını ve
“Biz kefenimizi giyip, öyle siyasete girdik” yalanını sıkıştıkları zaman bolca kullanırlar. Amaçları, özellikle inanmış insanları aldatmaktır.
Kefen figürü, bizim siyasi pazarımızda her zaman iş yapmıştır, ama geçici olarak. Gerçek, eninde sonunda ortaya çıkar, yalancının mumu da yatsıya varmadan söner.

Bu deyişin nereden çıktığına gelince;
Osmanlıda Padişahlar için kullanılan “Kefen başında gezer” diye bir söz vardır.
Özellikle Padişahların kavukları, uzunca bir kumaşın dolanarak üstüste toplanmasıyla yapılır.
Kavuk açıldığında, içindeki kumaş o kişinin kefeni olur ve onunla defnedilir.
Bu, “Her an ölmeye hazırım” demek olduğu gibi, Padişah’ın o kavuğu her başına giyişinde ölümü hatırlayıp, ona göre karar vermesini, dürüst ve adil olmasını, dünya malına ve makamın cazibesine kapılmamasını sağlamak demektir…

Çağdaş Demokrasilerde hiçbir yöneticinin kefenle-idamla işi olmaz.
Seçilen Kadın veya erkek, bilerek ve isteyerek yüklendiği görevini en iyi şekilde yapmaya gayret eder, başarılı olursa ve kendisi isterse tekrar seçilir, başarılı olamaz ise görevden ayrılır ve esas işine döner.
Çağdaş Demokrasilerde, her siyasetçinin kendi işi vardır. Ya akademisyendir,
ya uzmandır, ya sanayicidir, ya işçidir, ya da esnaftır. Yani siyaset onlar için “GEÇİM KAPISI” değildir, bir fedakârlıktır.
Devlet görevi yaparlarken, normal hayatlarındaki yaşam kalitelerini sürdürdükleri için, görevden ayrılınca, bizdeki sepetler gibi eşekten düşmüşe benzemezler!

Bizde öyle mi? İstisnalar hariç, maalesef değil!
Çoğunun işi gücü yoktur. Siyasete, hizmet etme görüntüsü altında zenginleşmek, güce ulaşmak, olmayan itibarlarını yükseltmek için girerler.
Sonunda güneşi gören kartopu gibi erirler ve yok olur giderler.
Bu yazdıklarımı doğrulayacak yer, TBMM kulis koridorlarıdır. İşi gücü olmayan eski milletvekillerinin çoğu, sanki görevdelermiş gibi her gün buralardadırlar! Çünkü yapacak işleri, gidecek yerleri yoktur…

İşte bizim şanssızlığımız ve başımıza gelen tüm dertlerin birinci sebebi bu tip politikacılara görev vermemizdir.
Örnek verelim mi;
İçinizde, R.T. Erdoğan’ın hangi mesleğe, hangi işe, hangi uzmanlığa sahip olduğunu bilen var mı?
Ya da şöyle sorayım;
RTE, eğer İstanbul Belediye Başkanı seçilmeseydi, ne iş yapacaktı?
Ailesini nasıl geçindirecekti? Seçildiği gün, “Sadece bu yüzük benim tüm servetimdir. Duyarsanız ki Tayyip zengin olmuş, bilin ki helal yoldan değildir” dememiş miydi?
Remzi Amcaları RTE’ nin çocuklarını yine Amerika’da okutacak mıydı?
Bilal Oğlan yine, bir defada 100 MİLYON DOLAR bağış alacak, milyarlarca dolarlık vakıfların sahibi olabilecek miydi? Mursi, yine ona “Mısır Vatandaşlığı” verecek miydi?
Burak Oğlan, yaya geçidinde çarpıp ölümüne sebep olduğu rahmetli Sevim Tanürek için, bir dakika bile gözaltında kalmadan İngiltere’ye kaçabilecek miydi?
RTE, oğlunun İngiltere masraflarını hangi parayla karşılayacaktı?
Türk Milletinin yarıya yakını bu gerçekleri hiç önemsemedi, kişiyi önce Başbakan, sonra da Cumhurbaşkanı seçti…

7 Haziran’da ise, Anayasanın ayaklar altına alınması, hukuk devleti ilkesinin yıkılması, avanta paralarla “Haram Havuzu” kurup medya grupları satın alınmasını, bu yolla haysiyetlere saldırılmasını, Türk Ordusuna kumpas kurulmasını, terör örgütlerine silah gönderilmesini, ülkenin son hızla bölünmeye götürülmesini de ÖNEMSEMEDİ ve tüm bunların müsebbiplerine % 40,8 oy verdi…

Siyasi hayatın en önemli gerçeği şudur;
“Her toplum, layık olduğu şekilde yönetilir.”
Bu sözü, tam 340 sene önce Kuvvetler Ayrımı esasını, ortaya atan düşünür Montesquieu söylemiştir.
Biz 340 senelik gerçeği çiğneyip, “Kuvvetler Ayrımı, bana ayak bağıdır” diyen bir kafaya Türkiye’yi teslim ettik. Şimdi de diğer partilere “Git bu kafayla koalisyon yap” diyoruz, iyi mi!
Bırakın işkembe bokuyla kaynasın, böyle gelmiş böyle gitsin demek, kolaycılık olur ve bizim gibi ömrünü Türk Milletine adamış vatanseverlere yakışmaz.

Bizler mücadeleyi, vatan sevgisini, cesareti Büyük Atatürk’ten öğrendik.
Türk Milletine gerçek Demokrasinin, gerçek bağımsızlığın, lâik Cumhuriyet’in, hukuk devletinin nimetlerini anlatmaya devam edeceğiz.

“Ne Yapmalı” başlığıyla 24 Mart 2012 de bir yazı yazmıştım.
Dik durmayı unutmuş Türk İş Âlemi, dilleri lâl olmuş Üniversite ve Bilim camiası, çalıştığı medya grubunun haram parasına tenezzül eden basın mensupları kolay yolu seçip zalime biat ettiler…

Değerli Okurlar;
Türkiye Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla birlikte, “Cumhuriyet Ayarlarına” döndürmek, çağdaş dünya ile yeniden barışmak için tek yol, badem kafalılardan demokratik yolla kurtulmakla olur.
Mevcut Siyasi Partiler ile bunun olamayacağını bir defa daha gördük…

Ne yapmamız gerektiğini önümüzdeki günlerde tekrar anlatmaya çalışacağız.
İnşallah bu kez anlarlar…

Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Haziran 2015
Rifat Serdaroğlu

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s