KONTROLLÜ DARBE GİRİŞİMİ (2)

Tek başına AKP İktidarı 15 yaşına girdi!
Bu sürede FETÖ, en çok Adalet Bakanlığında örgütlendi. Erdoğan’ın göreve getirdiği, bu örgütlenme için yetki ve emir verdiği, aynı zamanda HSYK Başkanlığı ve HSYK Başkan Vekilliği görevlerini yürüten Adalet Bakanlarından ve Müsteşarlarından yargılanan, tutuklanan bir kişi bile yok!
Var mı? Allah rızası için bir kişi bile yok! Hepsi tertemiz, aynen katran gibi!
Bakanlar; Cemil Çiçek (5 yıl), Mehmet Ali Şahin (2 yıl), Sadullah Ergin (4 yıl), Bekir Bozdağ (3 yıl)
Müsteşarlar; Kenan İpek-Fahri Kasırga- Ahmet Kahraman

Bu 7 (YEDİ) kişi, 2002 yılından bu yana Adalet Bakanlığının tüm birimlerindeki özellikle HSYK (Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu) ve Yüksek Yargıdaki yapılanmalardan, atamalardan, usulsüzlüklerden hem teker-teker hem de müteselsilen sorumludurlar.

Bugünden 1,5 yıl kadar önce, gazeteci Hande Fırat, Bakan Sadullah Ergin ve Bakan Bekir Bozdağ’a ayrı-ayrı soruyor;
“Sayın Bakan, kamuoyunda yaygın olarak bir kanaat var! Cemaatin özellikle Yüksek Yargıyı ele geçirdiği, kararların Cemaatin isteğine göre verildiği söyleniyor! Siz ne diyorsunuz?”
Ergin ve Bozdağ, yaklaşık olarak aynı şekilde yanıt veriyorlar;
“Yok efendim, hiç öyle şey olur mu? Külliyen yalan. Biz, işe almada ve atamalarda liyakat esasına göre hareket ederiz!”

HSYK eski Başkanvekili Ahmet Hamsici’nin ifadesi yayınlandı. Yüksek Yargıç olan Hamsici şunları söylüyordu;
“Ben, Fethullah Gülen Cemaati mensupları sayesinde altın bir nesil yetişeceğini düşünmüştüm. Ama 53 yaşına girdikten sonra, altın nesil değil, katil nesil yetiştirdiklerini gördüm. Pişmanım, beni de kandırmışlar!”

2011 yılı Danıştay ve Yargıtay seçimlerini anlatan Hamsici;
“Seçim Sonucu Cemaatin daha önce belirlediği 108 adaydan 107’si Yargıtay üyesi seçildi. Danıştay’da ise adayların tamamı seçildi. Bakan Sadullah Ergin ve Müsteşar Ahmet Karaman’ın talimatıyla Genel Sekreter Mehmet Kaya’nın evinde Cemaat elemanları ile beraber adayları belirledik!”

Vicdan ve akıl sahibi herkes şu soruya cevap vermelidir;
FETÖ’nün, Adalet Bakanlığı-HSYK ve Yüksek Yargısındaki örgütlenmesinden, Bakanlık Müsteşarlarının- Adalet Bakanlarının- dönemin Başbakan’ının haberleri ve izinleri olmaması mümkün müdür?

O zaman, Başbakan-Bakan-Müsteşar-Genel Müdürler yargılanmadan, tutuklanan- işinden atılan 100 binden fazla kişi için verilen kararları hangi hukuk ahlakı, hangi sağlıklı beyin, hangi dürüst vicdan, hangi demokrat kafa kabul edebilir?

Adalet Bakanlığı bünyesinde yapılan FETÖ-AKP organize suç anlaşmasını
Türk Silahlı Kuvvetlerinde, Emniyet Teşkilatında da yapıldığını meslekten ihraç edilen ve tutuklanan subay ve emniyet mensuplarından net olarak anlıyoruz!
Peki, devlete karşı işlenen bu suçlardan Başbakan-Bakan-Müsteşar-Genel Müdürler yargılandı mı? Bunların siyasi ve idari sorumluluğu yok mu?

Uzmanların yazdıklarına göre;
“İstihbarat dünyasında bu olayın adı “Kontrollü Darbe Girişimidir.”
15 Temmuz, bizzat devleti yönetenlerin kontrollü olarak götürdükleri, kamuoyuna “Darbe Yapıyorlar” görüntüsü verilen, gerçekte ise hem kışkırtılıp darbeye kalkıştırılanların hem de yönetime karşı olanların tamamının temizlenmesini sağlayan bir operasyondur.”

-AKP, Cumhuriyet’in değerlerine karşı olduğunu açıkça söyleyen bir partidir.
-ERDOĞAN, FETÖ ile menzilimiz, yolumuz (İslam Devleti) aynıdır, ne istedilerse verdim demiştir. (Ne verdi dersiniz? Babasından kalan taka’yı mı verdi?
-Darbe girişiminin hemen ertesinde on binlerce insan ya tutuklandı ya da işten atıldı. Bu kişilerin sadece isimlerini ve ifadelerini yazmak için aylar gerekir.
Bu durum, listelerin yönetimin elinde önceden hazır olduğunun kanıtıdır.
-FETÖ’nün ayak takımı temizlendi, tepe noktalara ve örgütün siyasi ayaklarına dokunulmamasının sebebi, olayın tertip olduğunun ve suçun en tepeye kadar ulaşmasını engellemek içindir. Yani Delikanlı kendini korumak için çırpınıyor.

Hedefiniz rejim değişikliği, özellikle dine dayalı bir diktatörlük kurmaksa,
200-300 insan ölmüş, kimin umurunda? Humeyni hareketinin, yönetimi ele geçirirken, rakiplerini yok ederken neler yaptığını, nasıl çakma darbeler yarattığını iyice araştırın, 15 Temmuz’un “Humeyni kopyası” olduğunu göreceksiniz! MİT bu konuda çok etkin rol oynadı!”

Siyasetin hiç şaşmayan altın kuralı şudur;
Siyasette iki kişinin bildiği sır değildir ve hiçbir şey gizli kalmaz…

Sözün özü;
17/25’de 15 Temmuz’da darbe filan değildir!
Hulusi Akar, Hakan Fidan, M. Celalettin Lekesiz çıksınlar televizyona söylesinler bakalım, bunlar darbe mi yoksa AKP’nin arka tarafının temizliği midir?
17/25 ve 15 Temmuz’a darbe demek Türk Milletine yapılan çok büyük ihanettir.

16 Nisan’da HAYIR oylarını sandıklardan en az %57-58 oranında çıkaralım, gerçekleri nasılsa ortaya çıkarırız. Sizi gidi seccade şeytanları sizi…

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Nisan 2017
Rifat Serdaroğlu

4 thoughts on “KONTROLLÜ DARBE GİRİŞİMİ (2)

  1. Biz bunun darbe olmadığını ,5 darbe gören biri olarak ertesi günü farketmiştik.Ancak gerçekler 1 ay sonra

    günyüzüne çıkmaya başladı..

    ________________________________

  2. 14 Haziran 1926 suikast teşebbüsü ile veya 17 Nisan 1961 Domuzlar Körfezi Çıkartması ile paralellik kuran yoktur. 70’li yıllarda ağızlara sakız olmuş olan “kışkırtıcı ajan = mahir kaynak” lâfını ağzına alan yoktur. Sn.Kılıçdaroğlu “Kontrollü darbe” demekle yetiniyor. Böyle muhalefet dostlar başına.

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s