BİTMEYEN KİN

Köşe yazarlarımızın önemli bir kısmında ve bazı aydınlarımızda anlaşılmaz bir Demokrat Parti düşmanlığı vardır. Bunlar ülkenin içinde bulunduğu tek adam yönetimini, anayasa ve insan hakları ihlallerini, yargının dün FETÖ’ne bugün ise Saray’ın emrine verilmesini, hukuk devleti ve lâikliğin yok edilmesini, ülkenin anayasaya ve TBMM içtüzüğüne aykırı KHK’ler ile yönetilmesini açıkça ve cesurca yazamazlar.
Ama korkularından ama gazetelerinin kapatılmasından çekindiklerinden, kişisel hırslarını Demokrat Partiye vurarak tatmin ederler. Hem yanlış ve çarpıtılmış bilgilerle yazarlar hem 80-90 yıl öncesi yaşanan olayları DP’ye yamarlar hem de yaşayan, sorumlu tek mensubu kalmamış ve askeri darbe ile iktidardan indirilmiş, lideri haksızca idam edilmiş bir “Halk Hareketine” insafsızca yüklenirler.

Türk Milletini iyi tanıyanlar bilirler ki, bugün bile Demokrat Parti ve Menderes ismi geçtiğinde milyonlarca insanın içi cız eder, gözleri yaşarır.
Bu duygu babadan çocuklara intikal eder ve sürer gider. Ülke insanı yeterince bölünmüşken, Cumhuriyet çatır-çatır çökerken bu tarz yazıların AKP’den başka kimin işine yarayacağını ve demokrat kitlenin niçin zorla AKP’nin yanına itilmek istendiğini bir türlü anlamış değilim. Üstelik iftira sayılabilecek, yanlışları yazarak!

Salı günü Sayın Yılmaz Özdil, “Muğlalı Mustafa Paşa” olayını yazdı. Yazının tamamını okunduğunda, Demokrat Parti sanki, Şehit Asteğmen Kubilay’ı kesen Derviş Memed ile aynı çizgide imiş gibi bir izlenim veriyor! Gerçek böyle mi?

21 Temmuz 1946 seçimleri “Açık Oy-Gizli Sayım” olarak yapıldı. (16 Nisan referandumunda mühürsüz oylar, mühürsüz oy zarfları yasaya aykırı olarak geçerli kabul edilmişti!)
Sonuç; CHP 395 Milletvekili, DP 66 Milletvekili, Bağımsızlar 4 Milletvekili.

-Mustafa Muğlalı Paşa hakkında 19 Ocak 1949’da başlatılan soruşturma sonucunda, Genelkurmay Askeri Mahkemesi 23 Kasım 1949’da “Görevsizlik” kararı verdi ve tutukluluk hali kalktı. (CHP İktidarda)
Askeri Yargıtay 9 Ocak 1950’de bu kararı bozdu ve 2 Mart 1950’de Muğlalı Paşayı idama mahkûm etti. (CHP 395 Milletvekili ile iktidarda-Milli Şef İnönü Cumhurbaşkanı)
Bu idam kararı Muğlalı Paşanın yaşı (68) dikkate alınarak 20 yıl hapse çevrildi. Paşa, GATA tarafından verilen “İleri derecede aklî yetersizlik” raporu ile tahliye edildi. 1 Mart 1951’de vefat etti.

Düşünebiliyor musunuz? Tüm bu yargılama safhasında Türkiye yönetiminde, tarihi kişiliği ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türk Ordusu üstünde tartışmasız en büyük etkisi olan rahmetli İnönü olacak, her şey ona danışılarak yapılacak, ama suçlu rahmetli Menderes ve arkadaşları olacak!
Bu konuyu tarihçilere ve herkesin vicdanına bırakıp, bir diğer yanlışı düzeltmeye geçelim;

Köy Enstitülerini Demokrat Parti kapattı…
Çağımıza uyarlanacak şekliyle, Türk gençliğine “Dünya Vatandaşı” olabilecek eğitimi verecek Köy Enstitüleri bugün için kurtuluşumuzun anahtar kurumlarından biri olabilirdi! Tez zamanda Türk Milletinin hizmetine tekrar sokulmalıdır. Tarihleriyle ve resmi rakamlarıyla Köy Enstitüleri macerasına beraberce bakalım;

-Köy Enstitülerinin temeli 1936 yılında M. Eğitim Bakanı Saffet Arıkan tarafından başlatılan “Köy Eğitmeni Projesi” ile atılmıştır.
-17 Nisan 1940’ta TBMM’de Köy Enstitüleri Kanunu kabul edilir.
-1943 yılında 2.Milli Eğitim Şurasında, Köy Enstitüleri “İptidailiğe Dönüş” olarak kabul edilir. (Şura kayıtları incelenebilir)
-1946 yılında, Bakan Hasan Ali Yücel ve enstitülerin mimarı Tonguç görevlerinden alınır. Millî Eğitim Bakanlığına Reşat Şemsettin Sirer getirilir.
-1947 yılında çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı kanunlar ile öğretmene toprak verilmesi güçleştirilir, dağıtılan kitaplar, aletler, hayvanlar ve malzemelerin geri alınmasına karar verilir. Öğretmen, yeni Türk köyünün yapıcısı olmaktan çıkarılır, sadece okuma yazma öğreten bir memur haline getirilir.
-1947 ve 1948 yıllarında çıkarılan 5012 ve 5210 sayılı kanunlar ile köylü, okul yapma yükümlülüğünden çıkarılır.
-1947-48 ders yılında, Köy Enstitülerinin beyin kadrosunu üreten Yüksek Köy Enstitüleri kapatılır. (Bu kurum 1942-43 öğretim yılında açılmıştı)
-29. 04. 1947 de çıkarılan yönetmelikle öğrencilerin okul yönetimine etkin olarak katılımları engellenir.
-9 Mayıs 1947 tarihli genelge ile, Kız ve Erkek öğrenciler birbirinden ayrılır.
-20 Mayıs 1947 tarihli genelge ile, dünya klasiklerinden yapılmış çeviriler toplattırılır ve yakılır.
-1948 yılında öğretim programı değiştirilir, iş eğitimi ilkeleri kaldırılır, Köy Enstitüleri klasik okullara dönüştürülür.

Tüm bunlar yapılırken, CHP 395 Milletvekili ile tek başına iktidardadır ve başında İnönü gibi bir tarihi şahsiyet vardır. Rahmetli İnönü ve CHP’li 395 Milletvekili kabul etmese idi, tüm bunlar nasıl olacaktı?
1954 yılında işlevsiz hale getirilmiş, normal okul haline dönüştürülmüş Köy Enstitüleri Demokrat Parti tarafından kapatılmıştır.

Yazıyı bağlayalım;
Köy Enstitülerini DP kapattı demek akla ve tarihi gerçeklere aykırıdır.
Doğrusu şu olmalıdır; Önce iktidar partisi CHP, Köy Enstitüleri mucizesini yaratan rahmetli Yücel ve Tonguç’u görevden almış, yerine dinbaz bir Bakan getirilmiş, enstitünün bütün hayat damarları teker-teker koparılmış, Köy Enstitüleri kuşa döndürülmüş daha sonra iktidar partisi DP, 1946 Truman Doktrini ile Türkiye’ye yapılacak askeri ve ekonomik yardım karşılığı olarak “Köy Enstitülerinin kapatılması” dayatmasına ve içlerindeki toprak ağası Milletvekillerinin baskılarına CHP gibi dayanamayarak bu güzel fidanın yok edilmesine karar vermiştir! Yapılan yanlıştır…

Şimdi daha fazla bölünme zamanı değildir. Zaman, Demokrasi-Cumhuriyet değerleri-Hukuk Devleti -Atatürk Devrimleri ve çağdaşlık ışığı altında toplanmak ve her türlü diktaya insanlık onuru adına karşı çıkmak zamanıdır…

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Temmuz 2017
Rifat Serdaroğlu

7 thoughts on “BİTMEYEN KİN

  1. Bu yazınız bize aslında Türk milletinin başında olan İsmet İnönü’ nün aslında Cumhuriyetin değerlerini ANLAYAMADIĞINI.ve parasızlık yüzünden Amerikanın isteklerine boyun eğdiğini……sonradan iş başına gelen Adnan Menderes ve hempalarının da birer zavallı kukla olduklarını ve her ikisinin de Amerika tarafından türlü nedenlerle satın alındıklarını ve taaa o zamandan beri Cumhuriyetin yıkılması için Amerika adlı eşkiya devletin , aynen bu günkü gibi DİNBAZ’ ları kullanarak ve Dinciliği körükleyerek Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için içimizdeki Arap hayranlarını kullanmasına şaşmamak lazım. Biz TÜRK’ üz …ve bzi her fırsatta arkamızdan vuran emperyalist ülkelere taaa ozamandan beri satılmış olan arap milleti değiliz. Bunu anlamamız lazım ama nerdeee o feraset sahibi insanlar. ? .Sizden yaşça epey büyüğüm ve sizin ağabeyiniz sayılırım. Bu günlerin hepsini gördüm ve yaşadım. Değişen hiç bir şey yok. Aynı ihanet ve Türk devletini yıkma çabaları, içimizdeki hainlerin Amerika tarafından beslenmesi, kullanılması ve iş başına getirilmesi ile aynen devam ediyor. Türk milleti sadece Cumhuriyetçilik oynuyor, ve seçim yaptığını zannediyor. Bütün seçimlerin Amerika tarafından tezgahlandığını ve Amerikanın istediği kişilerin iş başına getirildiğini anlayamayacak kadar da akıldan yoksundur. Bu güne kadar iş başına gelenlerin tamamı ( İsmet İnönü hariç ) Amerika tarafından bizlere seçtirilmiştir. Aksini iddia edenin alnını karışlarım.Bu dediğim kesime ” Diplomalı ” cahiller de dahildir.Tek bildiğim bir şey var. Bu ülkenin Din ile beyni yıkanmış ve uyuşturulmuş kısmı asla ama asla ne demokrasiyi anlayabilmiş ne de Cumhuriyetin ve Laik olmanın nimetlerinin farkındadır. Onların minnacık kafalarının içindeki yetersiz beyinleri sadece Şer’iat ister . Sanki bir işlerine yarayacakmış gibi Halifelik ve Hilafet peşindedirler. Sanki halifelik bu ülkenin sorunlarını çözebilecekmiş gibi veya sanki ilkel zamanlara dönmek bizi daha ileri götürebilecekmiş gibi ahmakça bir Osmanlı rüyası ve özlemi içindedirler.
    Yazacak çok şey var ama anlayabilecek kimse yok.
    Sağlık dileklerimle.
    Ertuğrul Özkan.

    • SAYIN SERDAROĞLU, SAYIN DEMİRELİN YAKLAŞIK SON 20 YILI VE DE SİZİN SON YILLARDA GELDİĞİNİZ NOKTADAKİ POLİTİK YAKLAŞIMLARINIZ GENÇLİKLERİNİZDE OLSA İDİ TÜRKİYE BU NOKTALARA ASLA GELMEZDİ. YİNE DE HEM RAHMETLİ DEMİREL’E HEM SİZE DEMOKRASİ VE CUMHURİYET HASSASİYETLERİNİZ İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER.

  2. Sayın Serdaroğlu, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Truman Doktrini denilen emperyalist zorlamaya boyun eğmekle bugünlere gelmemizi yerinde vurgulamışsınız. Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal’in Sovyet Rusya ile yakınlık kurmasından korkarak bu kez Sovyetlerin önüne bir engel olarak Türkiye’yi koymak planını uygulamaya soktular. Fazlasıyla tedbirli ve ekonomik nedenlerle sıkışmış İnönü, biraz da inanarak bu sürece girmeyi kabul etti. İşte sonucu: Yaşadığımız bugünler.
    DP’nin hiç mi günahı yoktu, iktidarı devir alabilmek için popülizm yaparken. Şeriatçıları ve tarikatçıları nasıl öne çıkardıklarını da keşke yazsanız! Yazınızda toprak ağalığına değinmişsiniz; DP kurucularının toprak ağalıklarını anlatabilseniz. En önemlisi, aynen bugünkü gibi, iktidarı vermemek için partinin adının “demokrat” olduğunu nasıl unuttuklarını ve neler yaptıklarını da yazabilseniz.
    Bir süreci tüm yanlarıyla incelemek gerektiğinde son derece haklısınız. Tanıyabildiğim kadarıyla bunu yapabilecek ve yandaşlıktan sıyrılabilecek güce sahipsiniz.
    Saygılarımla,
    A. Vedat Oygür

  3. Sayın SerdaroğluYazınız için sizi kutluyorum. 1940 ve 50 arasını çok doğru yazmışsınız. Bir gün de 1950-60 arasını özetlerseniz okurlarınız tahkikat komisyonu ve vatan cephesini de öğrenir.Saygılarımla. Dr.Ali Haydar Yedek 

    Samsung cihazımdan gönderildi

  4. SAYIN SERDAROĞLU, SAYIN DEMİRELİN YAKLAŞIK SON 20 YILI VE DE SİZİN SON YILLARDA GELDİĞİNİZ NOKTADAKİ POLİTİK YAKLAŞIMLARINIZ GENÇLİKLERİNİZDE OLSA İDİ TÜRKİYE BU NOKTALARA ASLA GELMEZDİ. YİNE DE HEM RAHMETLİ DEMİREL’E HEM SİZE DEMOKRASİ VE CUMHURİYET HASSASİYETLERİNİZ İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER.

  5. Sayın Ertuğrul Özkan’ın yazsının büyük bölümüne katılırım ama her seçim sonucunu ABD’ye bağlamasını pek kabul edemem. Çünkü hiç bir seçimde ” bir ABD’li şu partiye oy verin” diye telkinde bulunmuş değildir. Parasızlık doğrudur ama Atatürk sağlığında ve kısa sürede ne yatırımlar yapmıştır ortadadır. Tüm mesele, demokrasi diyerek çok partili sisteme geçince ‘OY’ un önemi ortaya çıkınca siyasilerin seçmenlere ‘DALKAVUKLUK’ yapması sonucunda kimse ürkütülmek istenmemiş, sonuç da ortadadır. Halen de siyasilerin tek amaçları oy devşirme planlarıdır.

  6. Sn. Serdaroğlu,

    Günlük yazılılarınızı ilgiyle büyük ölçüde hak vererek okuyorum. Ancak bu yazınızda çok duygusal olmuşsunuz. Şu andaki olayları kınayamadığı için Demokrat Parti devrine kinini yazanları bilemem. Ancak o devrin birkaç olayını alıp o devri ak çıkarmanız yanlıştır. Size, sizin tarzınızda ve bugün eleştirmekte olduğunuz benzer bir kaç olayı da ben anımsatayım:

    – Demokrat Partisini son devrinde mecliste “Tahkikat Encümeni” adıyla bir komisyon kurulmuş ve anayasa ihlal edilerek TBMM’nin bütün yetkileri bu komisyona verilmiştir. Bir şekilde 3Y “yasama yönetim ve yargılama” bu komisyonun olmuştu. Bu güne pek benziyor değil mi?

    – Demokrat parti 1954 seçimi sonrasında kendine pek güvenmiş ve eleştiri kabul edemez hale gelmişti. Medyaya yapılmış baskılara isterseniz internetten de ulaşabilirsiniz. Bazen gazetelerin beyaz çıktığını anımsıyorum. İnönü’nün ve CHP’nin demeçlerini yayınlayan gazetelerin toplamadan kaçırılarak el altından dağıldığını da anımsıyorum.

    – Demorat Parti iktidara geldiğinde ilk icraatı ezanın Arapça okunmasını sağlamak olmuştu. Din istismarına tamamen yönlenmişti. Bunu 1957 seçimlerinde Saadi Kürdi’yi başbakanlık makam aracı ile propaganda yaptırmaya kadar gitti. Herşeyi Osmanlıca, Arapça yapmaya çalıştılar. Türkçeyi de berbat ettiler. Gene anımsatayım: Ankara’da Bakanlıklar durağının adını bile “Vekaletler” yaptılar…

    – CHP 1950’de seçimi kaybetti ve iktidarı şakır şakır devretti. İlk defa 1957’de seçim şaibesi çıkmıştır. Mükerrer oy kullanmalar, yanlış listeler, uydurma seçmenler…

    – Demokrat Parti iktidarı aldığında, aklımda kalan, hazinede 150 milyon TL olduğu yolundadır. DP düştüğünde ise hazine tamtakır ve muazzam bir borç vardı. O zamanki adıyla DP mebusları hazineden bahsederken “Yağma Hasan’ın böreği” şeklinde şakalaşmalar yapabiliyordu.

    – Demokrat Parti devrinin benzer nitelikteki bir olayı da milletin bölünmesidir. “Vatan Cephesi” kurularak halkın buna üye olmasına çalışılmıştır. Hergün radyodan Vatan Cephesine katılanların listesini dinlerdik. Bu öyle bir hal almıştı ki, bazı kişiler üye olmadıkları halde listelenir, uyduruk adlar da yayınlanırdı.

    – DP devrinde tarafsız cumhurbaşkanı DP amblemli bastonla dolaşırdı. Devlet Demir Yolları vagonlarındaki perdeler de DP amblemliydi…

    Sn. Serdaroğlu şimdi aklıma gelenler bunlar. Bunları çok arttırmak gayetle olası. DP devri sonrasındaki anayasada bağımsız radyo, yargıtay sayıştay, anayasa mahkemesi gibi kurumlar olması hep o devirden alınan ve şimdi zerresi kalmayan ibretin sonucudur.

    Sağlıcakla,
    Bülent Ardıç

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s