NEDEN GÜVENEMİYORUZ?

Hamdolsun kafamız çalışıyor, henüz bunamadık!
Her türlü maddi-manevi-siyasi beklentiyi de arkamıza attık!
Başkaları için ati (gelecek) olacak makamlar, bizim için mazi (geçmiş) olmuş!
Çok şükür ki Türk Devletinin, Türk Milletinin, Türk Demokrasisinin sonsuza kadar yaşamasından başka bir derdimiz yok!
Bunların hepsi tamam da tarihimizin en hassas döneminde, bizi yöneten siyasilere ve devletin en önemli makamlarında bulunan “Devlet Memurlarına” neden güvenemiyorum? Neden? Neden? Neden?

Haber 1;
“MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Suriye “Zeytin Dalı” operasyonu öncesi görüşmelerde bulunmak için Rusya’ya gitti. Yanında Genelkurmay Başkanı Hulusi Paşa da vardı!”

Normal olarak “Aferin devletimizin memuruna! Ülkemizin çıkarı için yanına Paşayı da almış Rusya’da görüşmeler yapıyor. Maşallah ne becerikli değil mi? Emekli Astsubay, çalışmış didinmiş koskoca Paşayı koluna takmış, devletinin haklarını savunuyor” dememiz gerekmiyor mu?

İşte benim sıkıntım burada başlıyor;
Hakan Fidan ismi geçer geçmez aklıma, Oslo’da dönemin Başbakanı adına PKK Baronlarına verdiği sözler, İmralı-Kandil görüşmeleri ve Dışişleri Bakanlığının Müsteşarlık makamında ve dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yanında “Suriye’ye girmek için sebep arıyorsanız, ben hallederim. Gönderirim oraya üç-beş adam, attırırım bu tarafa beş-on füze, iş tamamdır” deyişi geliyor!
İster istemez insan şüphelenmiyor mu?

Arkadan “Son Dakika” anonsuyla “Kilis’e füze saldırısı, ölü ve yaralılarımız var” haberi geliyor! Acaba? Yok canım o kadar da olmaz!

İyi de, bu ikili el ele “Cumhuriyetin okullarında yetişenlerin çoğu din düşmanı ve işbirlikçidir” diyen ve Atatürk’e ağır hakaretlerde bulunan (Firavun diyen) bir sapkının evine gidip, adamın elini öpmediler mi?
Atatürk’ün ordusunun başındaki kişi ve MİT Müsteşarı, ziyaretine gittikleri adam gibi düşünmeseler, gözümüze sokar gibi, niçin adamın evine kadar gitsinler ki?

İşte bu sebepler ve daha yüzlercesi yüzünden ben bunlara güvenmiyorum!
Eğer yanılıyorsam “Rabbim ve milletim beni affetsin” der ben de bu işten nasılsa sıyrılırım. Moda oldu ya!

Haber 2;
TOBB Başkanı ve 16 STK Başkanı biraraya geldiler ve yaptıkları ortak basın açıklamasında Türk Ordusunun arkasında olduklarını, gerekiyorsa kendilerinin de şehit olmak için hazır olduklarını gururla söylediler!

Ne güzel değil mi? Her biri pırıl-pırıl demokrat STK Başkanları da ordumuza sahip çıkıyor! Tam böyle güzelce düşünürken aklıma şu sorular takılıyor?
16 STK Başkanının çocukları, şu an Suriye’de savaşan Mehmetler gibi askerlik yaptılar mı? Türkiye’de yaşları 20-30 arasında olan 500 bin Suriyeli var. Geziyorlar, eğleniyorlar. Bu çakallar kendi vatanları için savaşmazken, neden benim kınalı Koçyiğitlerim orada şehit olur?

TOBB Başkanı şimdi Türk Ordusunu övüyor, takdir ediyor ve terör örgütlerini lanetliyor!
Aynı TOBB Başkanı “Açılım Süreci” boyunca “Akil İnsanlar Akdeniz Bölgesi Başkanlığı” yapıp, terör örgütünün tellağını yapmadı mı? Bantları elimizde hazır bekliyor!

Soru şudur;
Bizler mi çok safız, bunlar mı çok uyanık ve utanma duygusundan yoksunlar?
Kararınıza saygı duyuyorum ama, bunlar benim midemi bulandırıyor…

Sağlık ve başarı dileklerimle 26 Ocak 2018
Rifat Serdaroğlu

One thought on “NEDEN GÜVENEMİYORUZ?

  1. Baştan sona her kelimesi ve cümlesiy‎le MÜKEMMEL, tamamen GÜNCEL ve GEREKLİ, tümüyle NESNEL ve SOMUT, tam GERÇEK ve GEREKÇELİ, derin BİLİMSEL ve VATANSEVER bir analiz ve sentez. Kalbinde Türk ve Atatürk, Türkçe ve Türkiye aşkı ve sevdası, tam bağımsızlık ve bütünlük, demokrasi ve özgürlük, hukuk ve adalet, ahlak ve fazilet duygusu ve hasreti olan her insan tarafından aynen ve tamamen paylaşılabilecek MUHTEŞEM bir yazı. Yazarı sevgili SERDAROĞLU’na en yürekten tebrikler, sonsuz teşekkürler, içten sevgiler, derin saygılar ve en iyi dilekler. Yayıncısı çok değerli MEDYA SİYASET’e keza en kalpten sevgiler, özel teşekkürler ve yeni ve daha da üstün başarılar.
    EK :
    Meşhur SIR KÜPÜ şefinin yakın geçmişdeki bir resmi toplantıda yapmış olduğu o ‘üç beş adamıma – Suriye’den Ankara’ya yönelik – beş on füze attırırım iş tamamdır’ lafı yani büyük suçu ve günahı anımsatılarak ve alıntılanarak sorulan ve Kilis’e son füze saldırısına ilişkin olan ACABA SORUSU ise çok daha mükemmel, haklı ve temelli, çok daha tam geçerli ve gerekçeli ve çok daha yaşamsal önemli ve değerli bir sorudur. Söz konusu füze saldırısının Kilis’deki bir CAMİNİN DUVARINI hedefleyerek tam isabet kaydetmiş, vurmuş, yıkmış ve camideki ve civardaki insanları yaralamış ve öldürmüş olması, bu ACABA SORUSUNU yani bu MUHTEŞEM TEORİK ve PRATİK ŞÜPHEYİ, daha da haklı, temelli, geçerli, gerekçeli, önemli ve değerli bir duruma getiriyor. Bu soru ve bu şüphe tüm öteki eski ve yeni belgelere, olgulara ve süreçlere eklendiği zaman, BUNLARDAN herşey beklenir ve BUNLARA asla ve kat’a güvenilmez demek olan o gerçek insani, vatani ve milli, özel ve genel sonuç tamamen kanıtlanmış oluyor.
    Sevgili SERDAROĞLU’na tekrar en içten teşekkürler, selamlar, sevgiler ve saygılar.

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s