ÇÖMEZ DEVLET HA!

Toplumlar, bilimin yol göstericiliğini, sosyal ahlakın egemen ve belirleyici konumda olmasını hazmedememiş kişileri yönetici olarak seçerlerse, başları dertten kurtulmaz. Üstelik o kişi bir de kendi tarihi ile kavgalı ise o toplumlar dertle, sıkıntı ile yapışık olarak yaşarlar.
Her gün biraz daha ayrışırlar, “Biz” gider yerine “Ben” gelir, korku etkin olur, hak hukuk ortadan kalkar, kimin gücü kime yeterse dönemi başlar ve sonuç kaçınılmaz olarak izmihlal (Çöküş) olur!

“Karşınızda ne Osmanlı’nın HASTA ADAMI ne Cumhuriyet’in ÇÖMEZ DEVLETİ ne 1970’lerin, 1990’ların güçsüz ülkesi var” dedi Sayın Cumhurbaşkanı!
Bir defada hem Osmanlı’yı hem Cumhuriyeti ve kurucularını, Türkiye’yi baştan aşağı eserlerle donatan (babalar gibi sattı) Devlet Adamlarını sildi attı!

Libya’da bedevi çadırında Kaddafi’nin çok ağır hakaret ettiği adamın yetiştirdiği, Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibindeki, Barzani’nin sıra gecesindeki, FETÖ ile aynı menzildeki, Reza Zarrab Yasin El-Kadı gibi hayırseverlere (!) kefil olacak kadar dost, Yahudi Cesaret madalyalı BOP Eşbaşkanı, Türkçülük bölücülüktür diyen kişi bunları söylüyor!

Kendi tarihini yanlış bilen ve geçmişinden utanan kişiye ne söyleyelim ki!
İzin verirseniz “Çömez” dediği devletin önderi Büyük Atatürk’ün bir davranışını örnek gösterelim. Göstermesine gösterelim ama anlar mı? Hiç zannetmem!

1934 yılı Haziran ayı! Ankara, Atatürk devrimlerini incelemeye gelecek olan İran Şahı Rıza Pehlevi’yi karşılamaya hazırlanıyor. Atatürk çalışma arkadaşlarını toplayıp fikir alır. Kimi Atatürk Orman Çiftliğini gezdirelim, kimi Merinos’u gezdirelim der. Atatürk; “Bütün bunlar İran’da da var. Onlarda olmayan bir şey yapmalı ve farkımızı ortaya koymalıyız” der.
Tartışmalardan sonra Atatürk Kararını açıklar; Opera yapacağız…

İşte ilk Türk Operası Özsoy’un doğuş sahnesidir bu!
Operanın konusunu da Atatürk belirler. İranlıların Şehnamesinden esinlenmiş bir destan planlanır. Öykü, Hakan Feridun’un ikiz oğulları Tur ile İraç üzerinedir;
İkizler doğduğunda şeytanın gazabı onları birbirinden ayırır. Ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşırlar. Ama yıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlarlar. Tıpkı “Ayrı yollara giden ikizler” Türkiye ve İran gibi…

Bu konuyu işlemesi için Münir Hayri Egeli görevlendirilir. Libretto’yu (Bir operanın sözlerinin yazıldığı kitap) Egeli yazar. Sonra besteci aranır.
Adnan Saygun, Paris’ten yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebinde hocalık yapmaktadır. Henüz 27 yaşındadır. Libretto’yu okuturlar kendisine ve
“Şah geliyor, bundan bir opera yazacaksın” derler.
Saygun Türkiye’nin ilk operasını yazacağı için çok sevinir!
Sorar; Solist var mı? Yok! Koro var mı? Yok! Orkestra var mı? Yok! Ne kadar vaktimiz var? Bir ay!

Mucizevi bir öyküdür bu…
1 ayda, 27 yaşındaki o adam solistleri bulur, koroyu oluşturur, eseri besteler ve Türkiye’nin ilk opera eserini yaratır.

Operadan, Büyük Atatürk’ün Ulus-Din-Devlet ve Kültür yapımız hakkındaki görüşlerini yansıtan iki bölümü izninizle sizlere aktarmak isterim;
“Ben ne puta tutkunum ne de yâra vurgunum, Elimde destanımla yalnız hakka bakarım. Doğruyu anlatırım gönüllere akarım, Gönlü açık olanlar elbet beni severler…”

“Ben ne Homeros gibi, hayali havuzlarda Tanrılarla sevişen kızcağızları anlatmaktan hoşlanır, Ne de eski Fin’lerin Kalevala’sı gibi, insanlarla cinlerin döğüşünü süslerim hayal enginlerinde. Ben Firdevsi değilim, Kendi dar anlayışımdan güzel renkli savaşlar yaratıp, İninde uyuyan aslanları kamçılamam. Ben vatan yavuklusu ozanım, öz tarihi söylerim, olmuşu iletirim. İşte böyle Beylerim…”

Bilmem anlatabildim mi Sayın Cumhurbaşkanı?
Sizin, haddinizi çok aşarak “ÇÖMEZ” dediğiniz Türk Devletinin kurucusu Büyük Atatürk, önce tüm cephelerde emperyalist devletlere karşı Türk Milleti ile beraber göğüs göğüse savaşmış, vurmuş vurulmuş ama hepsine diz çöktürmüştür.
Büyük Atatürk’ün fikir dünyasının sadece bir kısmı bile, İranlıların Şeyhnamesinden Fin’lilerin Kalevala Destanına, Homeros’tan Firdevsi’ye kadar hepsini kapsar.

Büyük Atatürk sağ olsaydı, size nasıl yanıt verirdi duymak ister misiniz, Sayın Cumhurbaşkanı? Yoo asla sizin gibi “Ulan Ahlaksız” diye başlayan cümleler kurup o makamı kirletmezdi. Çünkü o bir Beyefendi idi!
Sizin yanağınızı okşar ve “Çocuk, Türk Devletini yönetmeyi oyun mu sandın”
der ve gülerdi!

Not; Atatürk Cumhuriyeti sayesinde bu günkü konumlarına gelen omurgasız, geçmişini unutmuş, yalakalığı meslek edinmiş yargı, siyaset, iş, basın, sanat, akademik dünyanın insanları; Bu yazıyı okuyun, düşünün sonra bir aynanın karşısına geçip suratınızı seyredin…

Sağlık ve başarı dileklerimle 02 Şubat 2018
Rifat Serdaroğlu

�6X�J�

7 thoughts on “ÇÖMEZ DEVLET HA!

  1. Son 25 senede yetişen omurgasız, geçmişini unutmuş, yalakalığı meslek edinmiş yargı, siyaset, iş, basın, sanat, akademik dünyanın insanları; ne utanırlar ne de aynanın karşısına geçip suratlarını seyrederler.. Çünkü bu asalaklarda utanacak surat kalmadı.. Bu KORKAK …PISIRIK ..Şahsiyetsizleştirilmiş toplum da bu idareye LAYIKTIR.
    Saygılarımla.

  2. Sayın Serdaroğlu, Yazılarınız zevkle okuyorum. Bu yazılar, bunalan ruhuma, daralan göğsüme bir esinti, bir ilaç gibi geliyor. Bu kadar mikrop nasıl yetişmiş anlamak mümkün değil ! Aynı sıralarda okuduk, aynı eğitimi aldık (herhalde diyeceğim !). Bu haşerat hangi taşların altında bu güne kadar geldi. Bu bozulma herkesin sandığı gibi tek bir kişinin işi değil elbette. Öyle anlaşılıyorki bünye zayıfladıkça eski hastalıklar ortaya çıkıyor ( geçmişinde sıtma hastalığı yaşamış olanların bünyeleri zayıf düştüğünde tekrar sıtma nöbetleri geçirmesi gibi). Bu kısır döngü’den ülkemizin çıkması maalesef bana mümkün gibi gelmiyor. Türkiye cahil ve iyi niyetli nüfusunun oylarıyla kendi kaderini ‘nin yönünü felakete çevirdi. Eğer Türkiye bir gün hala TC olarak ayakta kalırsa, tarihçiler ”biz böyle bir kepazeliği nasıl yaşadık diye analizini yapmaya çalışacaklar !- aynen Almanların Hitler dönemi için yaptıkları gibi !).

    Kuruluşu dünya tarihine bir Mucize Örneği olarak geçen Türkiye’nin yıkılışı da aynı şekilde inanılmaz olacak ! BİR ÜLKE TABİİ AFET YAŞAMADAN, HARPTE YENİLMEDEN, BİR İÇ SAVAŞ YAŞAMADAN VE CİDDİ BİR EKONOMİK ÇÖKÜNTÜ YAŞAMADAN NASIL YOK OLUR, BU İNANILMAZ OLAYA (aynen cumhuriyetin kuruluşu gibi) DÜNYA HAYRETLE ŞAHİT OLACAK.
    Ülkeler tarihlerinde belirli bir enerji birikimi ve sosyal durum itibariyle, bu enerjiyi ya dışa vuran bir patlama -genişleme (explotion) , ya da Sovyet Rusya da yaşandığı gibi bir içe büzülme (implotion) yaşarlar ve dağılma sürecinin başına gelirler.
    Böyle giderse korkarım Türkiye’yi önce bir iç karışıklıkş bunu takiben dışardan kışkırtılan ve idare edilen, bir kürt ayaklanması ve bunun sonucu oluşacak dış müdahaleler ve baskılar sonucu yaşanacak bir bölünme bekliyor. Bu işi bir başarırlarsa arkasından ermenilerin başı çekeceği ve hem batı hem de doğudan destek görecek bir ermeni devleti projesi hayata geçirilecek. Ondan sonrası da Lozan da (sanırım ingiliz dış işleri bakanı Curzon’un dediği gibi ”şimdilik bu anlaşmayla verdiğimiz tavizleri tek, tek kağıtlara yazıp cebimize koyuyoruz, sırası gelince hepsini çıkartıp geri isteyeceğiz) kazanılanların tek,tek kaybedilme noktasına geldiğini göreceğiz.

    Bu gidişatla, kendini Türk olarak dahi görmeyen, kültürsüz, okumamış 5. sınıf adamların elinde, ve onların ruh uzantıları olan iyi niyetli fakat cahil halkımızın oylarıyla TC denen dünya’ya örnek olmuş bir mucizevi yapıyı kendi kendimize yıkmış olacağız.

  3. Sevgili SERDAROĞLU,
    Bu tümüyle güncel ve mükemmel yazının son bölümündeki NOT’da tamamen haklı, doğru ve temelli bir tanımını yapmış olduğun söz konusu OMURGASIZLAR, tüm dünya ve ülke tarihinde ilk kez rastlanan bilinçli veya bilinçsiz nankörlerdir. Bunlardan bazıları ise açık ve gizli, ücretsiz ve ücretli, özel ve tüzel, iç ve dış provokatörlerdir. Bu nedenle bunların hiçbiri senin bu yazını da tüm öteki yazılar gibi okumazlar, okusalar bile işlerine gelmediği ve çıkarlarına uymadığı için sümen ve hasır altına atarlar. Sonra da hemen hemen her gün birkaç kez yaptıkları gibi yine AYNANIN KARŞISINA geçerler ve kendilerini Kaf Dağı’nda görmeye ve hamaset yapmaya devam ederler. Bunlar, yurttan ve ulustan, haktan ve hukuktan, sözden ve yazıdan, öğütten ve tavsiyeden, bilimden ve fenden, sanattan ve edebiyattan, etikten ve estetikten anlayacak ve ders çıkaracak tipler değildir.Bunların tek emeli ve yegane temeli, kişisel ve hizipsel çıkarlarıdır ve dahi önder Atatürk’e en azılı örtülü ve örtüsüz düşmanlıklarıdr. Bunların tümünü bir kez daha böylesine güzel teşhir ettiğin için sana ten candan tebrikler, teşekkürler, sevgiler.

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s